RADYOAPSUVA
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Verecek hiçbir şeyi olmayan ne yapardı?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
apsuva
webmaster
webmaster
avatar

Mesaj Sayısı : 102
Nerden : İstanbul
Kayıt tarihi : 16/02/09

MesajKonu: Verecek hiçbir şeyi olmayan ne yapardı?   Salı Şub. 09, 2010 11:40 pm

Bayramların
ana ekseni `toplumsal sevgi` oluşturmaktı. `Hediyeleşme - yardımlaşma`
ve `paylaşma` bu maksadın ayrıntılarıydı. Peki verecek hiç bir şeyi
olmayan ne yapardı?


Yavuz Bahadıroğlu`nun yazısı

Eski bayramlarımız
Osmanlı`nın
bayram kutlamalarında bile sıcaklığın yanı sıra bir azamet de vardı.
Ziyaretler, el öpmeler, harçlık vermeler hep bu azametin parçalarıydı ve
bayramlar geleneksel bir sistem içinde kutlanırdı.

Eski
bayramların temel eksenini `toplumsal sevgi` oluşturma emeli teşkil
ederdi. `Hediyeleşme-yardımlaşma` ve `paylaşma` bu maksadın
ayrıntılarıydı.

Zengin
sofraları zaten ramazan boyunca iftar saatinden imsake kadar açık olur,
isteyen destursuz içeri girip karnını doyururdu. Kimse ne dinini
sorardı, ne milliyetini, ne de oruç tutup tutmadığını... `Bunları Allah
sorar` derlerdi, `kulun kula sorması gereken üç soru var: 1. Aç
mısınız?.. 2. Yorgun musunuz?.. 3. Harçlığınız var mı?`

Özellikle
bayram günleri, İslâmın `kardeşlik` hükmünün hayatı bütünüyle kuşattığı
günlerdi.

Verecek
hiçbir şeyi olmayanlar bile din kardeşlerine gülümser, böylece `sadaka
sevabı` alırlardı.

Kısacası,
İmparatorluk Medeniyetinin çocukları hiçbir konuda başıbozuk değildi`
Her şey kurallar çerçevesinde gerçekleşirdi` Hayat geçici hevesatın
değil, ebedi hayatın hizmetindeydi` Hayat, yaradılışın amacı olan
insanın hizmetindeydi.

Yürek
pusulaları kıbleyi gösterir, evler dâhil her şey kıbleye dönük olurdu.

Bayramlar
bu çerçevede yaşanan bir hayatın güzellemeleriydi. Ama bayramın da
amacı vardı: 1. Sevmek; 2. Yardımlaşmak`

Bu iki
temel öğe, Peygamber-i Âlişan Efendimizin vahye dayalı olarak getirdiği
'Yürek İnkılabı`nın da özü ve özetiydi zaten.

Efendimiz
büyük inkılâbını dört temele oturtmuştu:

1.
Sevmek;

2.
Vermek;

3.
Görmek;

4.
Hoşgörmek.

Sevmeyen
veremezdi. İşte bu yüzden bayramlar sevme ve sevgiyi dışa vurma
günleriydi.

Bu
çerçevede küsler barıştırılır, bayrama sevgi eksenli bir anlayış içinde
el ele girilirdi.

Bunu
sağlamak için de, Osmanlı mahallesinin ombudsmanları bayram öncesinde
mahallenin küslerini tespit eder, gide gele uzlaşma noktaları bulur,
küsleri barıştırıp bayrama mutlu bir şekilde girmeleri sağlanırdı. Bu
gelenek toplumsal barışın temelini teşkil ederdi.

Mahalleler
de barışık toplumun yeşerme alanlarıydı.

`Sevmek`
maddesi böylece hayata geçtikten sonra sıra `vermek`e gelirdi.

Bunun adı
`infak`tı. (İnfak: Malını Allah yolunda, sırf Allah rızası için sarf
etmek). `İnfak`ın sınırları o denli genişti ki, bunun bir ucunda devlet,
bir ucunda saray, bir ucunda vakıf müesseseler ve imaretler (bedava
yemek yenen yerler) bulunurdu`

İnfak o
kadar yaygındı ki, Osmanlı Devleti`ni gezen Avrupalı gezginler
`Dilencisiz bir toplumsal yapı`dan söz etmek zorunda kalırlar, kendi
ülkeleri adına utanırlardı.

`
Eski
İstanbul`da bayram hazırlıkları takriben onbeş gün önceden başlardı.
Alışverişler yapılır, gerekiyorsa çocuklara ayak ölçülerine göre potin
(ayakkabı) siparişi verilir, seçilen kumaşlar evde özenle dikilir (hazır
olarak hiçbir şey satılmazdı), yakın akrabalar için işlemeli mendiller,
yemeniler ve iç çamaşırları bohçalanırdı.

Ayrıca
kurabiyeler, lokmalar, lokumlar dökülür, rengârenk şekerlerden bir
`ikram sofrası` oluşturulurdu.

Ama her
konuda olduğu gibi bu konuda da mahalleli yetimlerle fakirlerin önceliği
vardı. Alışveriş esnasında önce onların ihtiyaçları dikkate alınırdı.

Mahallenin
yetim çocuklarıyla fakirlerine dağıtılacak elbiselikler bohçalanır,
yanlarına bir miktar gıda maddesi ile nakit para konur, ramazanın son
haftasına kadar sahiplerine ulaştırılırdı.

Ancak
ondan sonra ailedeki çocuklara elbise dikilirdi. Onları evde çalışan
hizmetliler ve ailenin kadınları takip ederdi. Erkekler en sona
bırakılırdı.

Bayram
sabahı besmele ile kalkılır, abdest alınır, temiz esvaplar giyilir ve
çocukların ellerinden tutularak bayram namazına gidilirdi. Camilerde
anonim yürekten çıkan tekbirler kubbeleri sarsarak Allah`a ulaşırdı.

Bayram
namazından sonra mezarlıklar ziyaret edilirdi. Ancak ondan sonra eve
dönülürdü. Bu yaşayanların geçmişlerine duydukları sevgi ve saygının bir
ifadesi idi.

Eve
dönülünce ev halkıyla bayramlaşma ve hediyeleşme faslı başlardı. Evin
reisi (aynı zamanda yaşlısı) bir köşede durur, ev halkı el öperek
önünden geçer, her el öpen hediyesini de alırdı. Varsa evin
hizmetkarları da hediye alır, ev halkından ayırt edilmezdi.

Ardından
evin reisi konağın `selamlık` (erkeklere mahsus bölüm) kısmına geçer,
gelmeye başlayan akrabaların ve mahallelinin tebriklerini kabul ederdi.

Eskilerimiz,
`İydiniz said, ömrünüz mezid olsun` diyerek bayramlaşırlardı.

Yani,
`bayramınız saadetli, ömrünüz bereketli olsun!` efendim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://apsuva.yetkinforum.com
 
Verecek hiçbir şeyi olmayan ne yapardı?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Şebne Keskin-Mutlumusun? ( YARIŞMADA OLMAYAN)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
apsuva ::  RADYO APSUVA :: Konusuz konular-
Buraya geçin: