RADYOAPSUVA
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Leman Sam

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
apsuva
webmaster
webmaster
avatar

Mesaj Sayısı : 102
Nerden : İstanbul
Kayıt tarihi : 16/02/09

MesajKonu: Leman Sam   Perş. Şub. 11, 2010 9:25 pm

Leman Sam (1951-) Özgün Müzik Sanatçısı.
1951 yılında İstanbul'da doğdu. Aslen Hakkari'lidir ve çocukluk yılları
orada geçti. Tiyatro, mim, dans ve şan eğitimi aldı.Operada bir süre
koroda çalıştı.
Azerice şarkıları çok iyi yorumladığı bilinir.Bunun yanısıra Yunanca,
Fransızca, Rumca ve birçok lehçede şarkı söyleyebilen sanatçı olarak
isim yapmıştır. Yurt çapında çok göz önünde olmayan sanatçı genelde
çeşitli il ve ülkelerde konserler verdi.Bunun yanısıra pek çok
Diplomatik konserler verdi. Başlıca diplomatik konserleri; Portekiz
Cumhurbaşkanı Mario Suarez, USA Başkanı George Bush, Malezya Kralı ve
Kraliyet Ailesine verdikleridir.Bunların yanı sıra Sopot Festivali, Abdi
İpekçi Barış ve Dostluk Derneği Konseri,Türkmenbaşı Aşkabad konseri,
Curaçao Trubdour Festivali gibi etkinliklerde yer aldı. Şevval Sam ve
Şehnaz Sam adında iki kızı vardır.
Hayvanlara düşkünlüğü nedeniyle hakkında çeşitli davalar açılmıştır.19
tane kedisiyle birlikte yaşamaktadır.Bunların içerisinde ölen kedisi
Domi onun için çok önemlidir.Sık sık hayvan barınaklarını ziyaret eder
ve hayvanlar konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak için çalışmalar
yapar.






Leman SAM Ve Hayatı Leman Sam: Deniz Bize
Küstü


Bebek’te, güneşin değişik renklere bürünüp denizde dans ettiği saatlerde
buluştuk Leman Sam’la. Sam’a göre, “Deniz bize küstü”. Leman Sam ile
denizlerin bize neden küstüğünü, hayatı ve sanatı konuştuk.

Leman Sam nerede doğdu? Sizin Hakkarili
olduğunuz söyleniyor?
Bir ara Hakkarili olduğum yazıldı. İstanbulluyum ama çok arsız bir ruhum
var. Sadece İstanbullu ya da Anadolulu olmak bana yetmedi. Ben tam bir
dünyalıyım. Ruhumun bir tarafı Hindistan’da, bir tarafı Yunanistan’da. Bir tarafım Hakkari’de Sümbül Dağı’nda bir tarafım
İstanbul’da Boğaz’da. ya da benim sevgili yurdumun bakir kalmış yerleri
kalmışsa benim gönlüm oralarda. Ama İstanbul’u anlatamayacağım kadar çok
seviyorum. Marmara’nın billur gibi olduğu zamanları biliyorum. O cam
gibi sularda yüzdüm ben. Marmara iç deniz olduğundan tuzu bu kadar
ayarlı başka bir deniz bulamazsınız. O yüzden çok değerli. Marmara’yı
nasıl katledebildik? Ama biz millet olarak allı turnam diye türküler
söyler, sonra saçmalarla vururuz onları. Göçer bir millet olup,
bozkırlardan geldiğimiz için deniz kültürünü bilmiyoruz. Denizlerimizi
harcadılar. Gerçi bütün insanlık denizleri harcamakla meşgul. Bari biz
yapmasaydık, çünkü dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz.


Biraz çocukluğunuzdan bahseder misiniz?
Çocukluğum her kültürü
koklayarak, her toprağın üzerinde yatarak geçti. Hayata, dünyaya, doğaya
doymayan bir insanım ben. Babamın memuriyetinden dolayı oradan oraya
sepet gibi taşındım durdum. Bir yerde kökleşemedim. Bunun iyi yanları
da, kötü yanları da var. Bir yerde sabit olsaydım, tek kültürle büyüyen
eksik bir insan olacaktım. Değişik yerlerde yaşamam ruhumu
zenginleştirdi. Sadece eğitim hayatım sırasında problem yaşadım. Tam
alışıyorsunuz; öğretmeninize, arkadaşlarınıza, hatta oradaki ağaçlara,
renklere sonra bırakıp başka bir yere gidiyorsunuz. Doğuya ilk
gittiğimde çok ağladım. Bu kadar vahşi bir coğrafya görmemiştim. Fakat
daha sonra o coğrafya beni öyle büyüledi ki, şimdi Sümbül Dağı
rüyalarıma giriyor. Sümbül Dağı sayesinde maviye gönül verdim. Dağların,
denizlerin, ağaçların ruhunu anlamak lazım. Ben bir hayvan gibi
algıları açık büyüdüm, bununla da şeref duyuyorum. İnsanlar doğadan
soyutlanınca yalnızlaştılar ve masumiyetlerini kaybettiler. Ben hala
doğayla çok yakın yaşayan bir insanım, bu beni dirençli kılıyor. Bir
ağaç gibi yaşıyorum, aklınıza gelebilecek her şeyle konuşuyorum ve bu
beni çok zenginleştiriyor. Böyle büyüdüğüm için çok mutluyum.

Sahnede sesiniz ve müziğiniz ile farklı bir duruşunuz
var...
Çocukluğum doğanın müziğini dinleyerek geçti. Doğa beni
terbiye etti. Bu terbiyeyi; hayatıma, müziğime, sesime yansıttım.
Dolayısıyla sahnede, doğadan aldığınız enerjiyi izleyiciden aldığınız
enerji ile birleştirip, bedeninizden geçirip bir şekilde dışarı
veriyorsunuz. Herkesin farklı dediği duruş doğayla ilişkili masumiyetime
bağlanabilir.

Hayatınız boyunca hep şarkı mı söylediniz?
Hayatı şarkı söylemekten ibaret sanıyordum. Gözümü açtım, kendimi ifade
etmeye başladığım andan itibaren de şarkı söylemeye başladım. Dıştan
söylemesem, içten söylüyorum. Yolda yürürken yüksek sesle şarkı
söyleyemiyorsam, içimden söylüyorum. Bu çoçukluğumdan beri böyleydi.
Özellikle dağda şarkı söylemek çok güzeldir. Dağlara şarkı söylerim,
ağaçlardan cevap gelir. İnanılmaz bir büyü. Ben hayatım boyunca şarkı
söyledim. Ama başka işler de yaptım. Spor yapıyordum, koşuyordum mesela,
sakatlandığım için bıraktım. Sonra jimnastik ve jimnastik hakemliği
yaptım. Spor Bakanlığı’nda çalıştım. Gazetecilik yaptım. Barometre
Gazetesi’nde iki yıl kadar yazı yazdım. Kısa bir süre Sabah, Günaydın
Gazetesi’nde yazı yazdım, yazılarım çok ciddi bulundu, biraz daha soft
yazmam istenince bıraktım. Aslında çok seviyorum bu mesleği. Müzik
olmasa ya balerin, ya da gazeteci olmak isterdim. Açık radyoda dinleyici
destek projesi kapsamında programlar yaptım. Vaktim olursa orada
program yapmaya devam etmek istiyorum.

Bir röportajınızda sokak şarkıcısı olduğunuzu
söylemiştiniz…
Konserlerim için elbiselerimi kendim tasarlarım,
çizerim, bazen pazardan alır giyerim. Mesela Avrupa turnesine pijamayla
çıktım. Önemli olan kıyafeti üzerinde nasıl taşıdığın ve nasıl
kullandığındır. Bir pijamayı sahne kostümüne dönüştürmek bana çok
keyifli geliyor. Tasarlayanlara para vermek çok kolay, ama ben
tüketimden nefret ederim. Tabii zaman zaman ben de kıyafet yaptırıyorum.
Aslında biraz defolu çıkmayı seviyorum sahneye. Bu kaset kayıtlarında
da böyle. Çok mükemmel bir kayıt, insana o kadar keyif vermeyebilir.
Canlının her zaman bir büyüsü vardır, defoları ise tadıdır. Sahneye de
böyle yüzde yüz kusursuz çıkmak istemiyorum. Onun için sokak
şarkıcısıyım ben. Sokaklarda da söylerim. Bazı arkadaşları görüyorum
güzellikleri, söyledikleri şarkıların önüne geçiyor. Ben öyle değilim.
Sahnede burada olduğumdan farklı değilim, bu nedenle sokak şarkıcısıyım.


Deniz sizin için ne ifade ediyor?
Denizi çok severim ancak bir fobim var. Bunu üzülerek söylüyorum, sevgi
koşullu olmaz çünkü. İtiraf ediyorum çocukluğumda yapılan tatsız bir
şaka yüzünden, denizden çok korktum. Uzun yılar denize giremedim,
yüzemedim. Çok geç öğrendim yüzmeyi, hala da çok iyi yüzemem. Açık deniz
beni hüzünlendiriyor. Özellikle gece yarısı yalnızlık hissi veriyor. Bu
nedenle tekneyle açılmayı sevmiyorum. Ben denizi şenlikli seviyorum.
Yani küçük adaları göreyim, ağaçlar sarksın denize, belki minik balıkçı
kulübeleri olsun, dantel gibi koyları göreyim, çamlar eğilsin, söğütler
yıkansın. İşte böyle şenlikli seviyorum denizi.

Denizlerimizin şu andaki durumu için ne söylemek
istersiniz?

Deniz bize küstü. Denize canlı gibi bakmazsanız, üzerinde, derinlerde
canlılar yaşıyor diye bakmazsanız, bu büyük dünyayı küstürürseniz hayat
biter. İnsanın bunu keşfetmesi lazım. Her şeyin temeli para ve güç
olmuş. Duygu derinliğinin karşılığı kalmadığı için insanlar oraya
yatırım yapmıyorlar. Bu nedenle bazı şeyler eksik kalıyor. Dünya elden
gidiyor, deniz küsüyor, ormanlar yok oluyor. İşte bunun adı kıyamet.
Kıyamet öyle bir günde dünyanın yok olması değil ki. İşte kıyamet böyle
başlıyor.

Küresel ısınma konusunda ne düşünüyorsunuz?

Verdiğimiz mesajlar işe yarasaydı bu hallere düşmezdik. Aslında nedeni
de çok basit: İnsanın öldüremediği egosu. Daha doğrusu, törpüleyemediği
egosu yani para. Her şeyin paraya tahvil edilmesi, doğayla bağın
kopması, yayılmacılık, küresel ekonomi, cehalet her şey etkili. Bunları
çoğaltmak mümkün. Genel olarak küresel ısınma sorunu, 1980’li yıllarda
başladı. Bunu anlatmaya çalışan çok ciddi doğa bilimcileri kimse
dinlemedi. Bu konuda ben de bir çok toplantıya katıldım. Albümümü bir
kenara bırakıp, bu konuda yapılan çalışmalara katıldım. Özellikle
alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları konusunda çalışmalar
yürüttüm. Verdiğim destekler nedeniyle, Jeotermal Derneği’nin onur
üyeliğine kabul edildim. Bir çok yerde bunları anlatmaya çalıştık. Ne
zaman diken battı insanlara, o zaman anladılar durumun ne kadar vahim
olduğunu. Kimi yeni farkına vardı, kimi ise hala işin alayında. Ama çok
geç. Bilinçsizce yapılan şeyler yüzünden, toprak bütün zenginliklerini
kaybetti. İnsanoğlu azla yetinmeyi bilmiyor. Dünya bir teknoloji çöplüğü
haline geldi. Denizlerin dibi de çöplük gibi. Herkesin birşeyler
yapması lazım. Benim evlat edindiğim ağaçlarım, kedilerim var. İnsan
isterse deniz olur, isterse ağaç. Bu sizin düşünce gücünüzle, ne kadar
derine indiğinize bağlı.

Vira Dergisi için ne söylemek istersiniz?
Üç tarafı denizlerle çevrili üstelik bir de Marmara gibi mücevheri olan
bir ülkede Vira gibi bir dergi olmazsa şaşırır ve üzülürdüm. Vira,
denizle ilgili ama hayatı, dansı, müziği ayırmaksınız, herkesin birşey
bulabileceği bir dergi. Onun için Vira hoşumu gitti. Çok duygulandım ve
gurur duydum. İleride bu aileye ben de dahil olmak isterim. İyi niyetle
yola çıkıldığı belli. Deniz ve deniz kültürü derken, diğer önemli
konuları göz ardı etmemişsiniz. En önemlisi de sayfaları çevirdiğinizde,
sayfalar size para, para, para demiyor


diyorki bir tarafim hakkari sümbül daginda eger hakkarili degilse
hakkaride sümbül dagini özleyen gönlü niye olsunki? ilginc
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://apsuva.yetkinforum.com
 
Leman Sam
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
apsuva ::  RADYO APSUVA :: sanatçı tanıtımları-
Buraya geçin: